Pandemi (Covid 19) Sonrası…

Pandemi (Covid 19) Sonrası…

Tatil, ülkemizde şimdilik bir kamu hizmeti değil, ancak ekonomik olarak Türkiye benzeri toplumlarda bu bir kamu gereksinimi olarak düşünülmeli.

Yani, bu Covid 19 belki de bize önemli bir fırsat vermiş olabilir.

Çok zor koşullarda çalışan insanlarımıza tatilin bir gereksinim olduğu, bir alışkanlık olarak benimsetilmeli, uygun koşullar sunularak, insanlarımız buna alıştırılmalı.

Psikolojik etkisi de düşünülürse, çalışanların verimini arttıracağından bu işverenin de işine gelecektir.

Bizim uzun bir süre yabancı turist beklememiz biraz saflık olur. Niye mi? Yoğun turist alan ülkelere bakınız İspanya şimdiden 14 gün karantina koşulu koydu, Yunanistan en az 72 saatlik sağlık raporu koşulu koydu, İtalya ve Fransa benzer koşulları belirlerken kuzey ülkeleri ile Almanya ise vatandaşlarına yurtdışına çıkmamalarını telkin etmekteler. Hatta bunun için maddi destek bile verdiklerini duyuyoruz,

“Önce kendi ülkemizi tanıyalım!”

Neredeyse bütün ülkeler iç turizme ağırlık vermekte, vatandaşlarını yurtdışına gitmek yerine kendi ülkelerinde  tatil yapmaları için bütçeler oluşturmakta ve buna özendirmekteler.

Biz ise Turizm Bakanı’nın tamamen kendi inisiyatifinde, turizm sezonunu Mayıs sonu, olmadı Haziran başı açıyoruz diyoruz. Bana göre bu çok yanlış bir yönlendirmedir. Göreceğiz.

Sayın Bakan, açıklamalarına güvenerek ve ümitle bu zor zamanlarda dünya harcamalar yaparak hazırlıklarını yapacak olan otellerin düşeceği zor durumu hiç hesaba katmıyor. Pazarlama yapan acentaların ve otellerin istihdam ettikleri onlarca, binlerce çalışanın parasını kim ödeyecek?

Bırak onu, vergisini, sigortasını, hiç değilse bir süre bunlardan muaf tutsa, maaşlara katkıda bulunsa ya!

Turizm’de başarılı olmuş ülkelere, İspanya’ya, İtalya’ya, Fransa’ya baksanıza. Hepsinin başarısında çok kuvvetli ve gelişmiş başarılı bir “iç turizm” var.

Önce “inbound tourism” yahut “domestic tourism” dediğimiz iç turizmin önemini özümsemişler, ülke ekonomisine katkısının değerini de görünce bütün çalışma ve dikkatlerini “iç turizm”e vererek başarıya ulaşmışlar.

Türkiye’de ise, Allah bize eksiksiz herşeyi bahşetmiş. Bence biz hala bunun farkında değiliz ve dışarıdan gelecek turistten medet ummaktayız. Hem de elimizdeki nimetleri bedavaya sunarak.

Biz, sanırım kendi kıymetimizi bilmiyoruz dolayısıyla ülkemizin de kıymetlerini “harvurup harman savuruyoruz”, farkında değiliz.

Dünyanın en büyük tur operatörü TUİ’nin bu yılın programında Yunanistan’ı, hatta Güney Kıbrıs’ı programına aldığını, ama Türkiye’nin orada olmadığını biliyoruz.

Öte yandan Antalya’nın en büyük kapasitesini dolduran ama hala “peak” yapmamış olan Rusları bekliyoruz. Gelseler bile, sağlık bakanlığımızın Rusları koşulsuz kabul etmeyeceği ise bir gerçek.

Bu durumda yabancı turisti beklemek boşuna olmaz mı?

Bütün bu gerçekler varken turist gelecekmiş gibi insanları harekete geçirmek ne kadar doğru olur? Sonuçlarını düşünen var mı? Özellikle Antalya otelcilerinin neredeyse kesin beklentilerini hangi falcıya dayanarak açıkladıklarını merak ediyorum.

Dünya sağlık örgütü dahi daha alınacak tedbirleri ve kuralları henüz tam olarak belirlememişken, bu arada üzülerek görmekteyiz ki, turizm bakanı, kendi kafasına göre bir plan yapıyor, kuralları ve standartları, alınacak tedbirleri belirleyerek “sertifika kriterlerini” açıklıyor bile.

“Öncelikle 5 yıldızlı otelleri açacağız” beyanı ise çok düşündürücü oluyor. Arkasından havayolu şirketi olan sözde tur operatörü, 4 büyük acentenin her birine verilen 30’ar milyon Avro’luk destek açıklandığında insanların aklına ister istemez başka şeyler geliyor.

Hem, Antalya’da havayolu olmayan, ama yıllardır Antalya’da bayrağı elinden bırakmayan vergi rekortmeni bir Akay Tur var, 2019 da 500 bini aşkın turist getirmiş, en çok döviz getirenler sırasında, ayrıca Cumhurbaşkanlığı plaketi ile ödüllendirilmiş.

Eminim bu durumda olan ve bu işe yıllarını ve emeklerini vermiş birçok acente ve otelci var. Onlar da destek beklemekteler ama onlarla ilgili hiçbir ses yok. Yok, çünkü bakanın meslektaşı, eski yakın arkadaşı, başkan olması için büyük maddi ve manevi destek verdiği TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya ile şimdi arası açık.

“Türkiye’ye 15 tane marka acente yeter” diyebilen sayın bakan 12 binden fazla üyesi ile Türk turizmini temsil eden, adeta bir ordu gibi, ülkemizin eğitim düzeyi en yüksek kurumundan faydalanmak yerine, TÜRSAB’ı yok sayması, açıkça itibarsızlaştırmaya çalışması, sorarım, turizme ve ülkeye ne kazandıracak, ama sektöre ve ülkeye çok şey kaybettirdiği ortada.

Oysa benim tanıdığım ve turizmi iyi değerlendirebilen Firuz Bağlıkaya ile işbirliği, belki de turizm’de Türkiye’nin önünü açmak, büyük bir depar depar arttırmaları için iyi bir fırsat olabilirdi.

Belirlenecek kural ve standartlar, alınacak tedbirler ölçülü, uluslararası kriterlerle uyumlu ve uygulanabilir olmalı. Şu bir gerçek ki aşırı ölçüde kurallar ile kimse tatile çıkmak istemez.

Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) verilerine göre görünen o ki, dünya turizmi 2020’de 60% ila 80% arası daralacak, uluslararası dolaşan turist sayısı 850 milyon-1.1 trilyon eksilecek. Son olarak Türkiye Covid 19 belasını şu ana kadar kazasız belasız çok iyi yönetti. Sağlık bakanımızın bu konudaki başarısını, başarının devamlılığını inkar edemeyiz. Sonuçta, Türkiye’nin şansını ve başarısını sahiplenecek kişi Sayın Cumhurbaşkanı’dır.

Allah yazmasın, ama turizm bakanının sonuçlarına katlanamayacağı, bu kendi dünyasındaki programlar tutmaz ise maazallah (!), düşünmek dahi istemiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı’ nın bütün dünyanın dikkatini çeken başarısı yer ile yeksan oluverir ki, rakip ülkeler de zaten bunu beklemiyorlar mı?

Şimdi birbirimizin yanlış yapmasını beklemek yerine, Türkiye’nin geleceği için tüm gücümüz ve iyi niyetimizle, tüm bilgimizle bir diğerimizin yanlış yapmasını önlemeye çalışmalıyız, ülkemiz için, ülkemizin geleceği için.

Sağlıklı düşünün, sağlıkla kalın…

Hüseyin KURTOĞULLARI

30.05.2020, İstanbul

Bir Cevap Yazın